7 Mayıs 2010 Cuma

SÜS VE GÜZELLİK


"Allah'ım yaradılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir."

"En güzel süs seni insanlarla kaynaştıran, seni onların arasında güzel gösteren, dillerini senden koruyan huylarındır."

"Hiçbir kimse Allah'ın itaatinden daha güzel bir şeyle süslenmemiştir."

"Kişinin en güzel süsü imanla birlikte olan bir huzur ve sükunettir."

"Dinin süsü sabır ve rızadır.

"Dinin süsü akıldır."

"İslam'ın süsü iyilik yapmaktır."

"İmanın süsü adalettir."

"İmanın süsü, içini (ruh ve kalbi) temiz tutmak ve açıkta da güzel amel etmektir."

"İlmin süsü hilim ve tahammüllü olmaktır."

"Hikmetin süsü dünyada zühd ile yaşamaktır. (Dünya sevgisine esir olmamaktır.)"

"İbadetin süsü huşu ile ibadet etmektir."

"Fakirliğin süsü iffetli olmak, zenginliğin süsü şükretmek, belanın süsü sabırdır; soylu soplu olmanın süsü alçak gönüllü olmaktır; aklın süsü edepli olmak, iyilik ve hizmetin süsü minnet etmemektir."

"Kişinin güzelliği hak sözü söylemesidir.

"Muminin güzelliği, takvasıdır."

"Kulun güzelliği, Allah'a ibadet etmesidir."

"Alimin güzelliği, ilmine amel etmesidir."

"İlmin güzelliği, onu yaymaktır."

"Özgür insanın süsü, zillet ve rezaletten kaçmasıdır."

"İyilik yapanın güzelliği, minnet etmemesidir."

"İyi emanetin güzelliği, onu tamamlamaktır."

"Zenginliğin güzelliği, kanaatkar olmaktır."

"Kişinin güzelliği ve karı tahammüllü olmasıdır.

"Arkadaşlığın süsü (arkadaşlarının yanlışlarına karşı) tahammüllü olmaktır."

25 Ocak 2009 Pazar

Her sevenin sevdiğine ışık olabilmesi dileğiyle..





Tüm karanlığımla yine cam kenarındaydım.Büyük bir özenti içinde sokakta koşuşan çocukları izliyordum…İçimde ki en büyük yarım duygulardan biriydi sokakta koşup oynamak!Düşüp dizlerimi yaralamak ,sonra annemin ellerimden tutup ‘bir yerin acıdı mı yavrum’ diye sormasıydı.Ama olmadı.Ne ben koşup düşebildim ne de annem tutabildi ellerimden…20li yaşlara yeni başlamıştım.Ve tüm hayatım cam kenarındaydı!Ötesi olmamıştı…Ne kadar kalkmak istesem de gücüm yetmiyordu cansız ayaklarımı hareket ettirmeye!Tüm direncime karşı yenik düşmüştüm çaresizliğime…Şimdi güneşimi söndürmüş karanlıklara kilitlemiştim kendimi…Bir gün yine cam kenarında otururken bir kamyonet yaklaştı karşı kaldırıma.Boşalan daireye birilerimi tanışınıyordu.Uzun boylu,bir bebek masumiyetinde ki yüzüyle indi arabadan.Eşyaları taşımaları içingörevlilere gerekenleri söyledikten sonra binaya girdi.İçimde bir şeylerin titremeye başladığını hissediyordum.Aldırış etmeden yine tüm monotonluğuyla sokağı izledim.Camın altına yaklaşan çocuklarla paylaştığım birkaç tebessümden sonra bir hüzün çökmüştü kucağıma.Yarım yamalak türküler tutturdum yine kendimce…Sonunu baştan bildiğim hayaller kurdum.Gözlerime yapışan nemleri sildim kazağımın koluyla…Eşyalar bitmiş ve araba çekilmişti yolun karşısından.Araba ayrılır ayrılmaz o göründü apartmanın merdivenlerinde.Yanında oynayan çocukların saçlarını okşadı tüm yorgunluğuna inat.Açık renk pantolonuna değen o çamurlu topa inat bir tebessümle,çocuklarla top oynamaya koyuldu.Gülen yüzü o kadar güzeldi ki…Bembeyaz yüzü kızarmaya başlamıştı.Üzerinde ki tişört sırılsıklam olmuştu.Birden ‘hasta olucaksın istersen içeri gir’ diye bağırmak geldi içimden.Hemen elimle ağzımı kapattım.İçimde kendime öfkeler kustum.Top birden bulunduğum camın altına doğru geldi.Hemen o koştu ,birden o yosun gözlerini dikti gözlerime.’şey bizi izlemek yerine aramıza katılır mısınız?’ dedi iç yakan tebessümüyle.Sanki kurşunlar yağdırdı üzerime.Pencereyi kapatıp gayet asabi bir hareketle perdeyi çektim.Uzun saatler ağladım.Yıllardır alışamadım mahkumu olduğum şu sandalyeye!Sanki dalga geçercesine gelmiş eşlik etmemi istiyor.Şapşal şey ne zannediyor kendini!Ayakları olmayan bir insan nasıl top peşinde koşar ki ,diye geçirdim içimden.Ama bir şeyi düşünmek hiç aklıma gelmedi!O nerden bilecekti ki benim mahkumluğumu…Ertesi gün yine camda yine o karanlıklara beklemedeydim.Akşam üzeri elinde bir çantayla sokağın ucunda göründü.Çocuklar yine sevinçle onu beklemeye koyuldu evinin kapısında.Telefonunu kapatıp çantasına atarken başını olduğum cama doğru çevirdi.Buruk,çekingen ve suçlu bir çocuk edasıyla cama yaklaştı.’dün için özür dilerim.sanırım istemeden bir suç işledim.haddim olmayarak bize eşlik etmenizi istedim.kusuruma bakmayın’ dedi…Gözleri gözlerime değdiğinde dilsiz olmuştum.Ne söylemem gerektiğini idrak edemiyordum.’hayır sizin bir kusurunuz yok.asıl ben özür dilerim sanırım fazlasıyla fevri davrandım.sizin herhangi bir hatanız yok.ben sizden affımı rica ederim!’Tatlı tebessümlerden sonra ‘ben Gökhan’dedi…’ceren’ dedim.Yanında onu bekleyen çocukları göstererek ‘onlara maç sözüm var üzerimi değiştirip sözümü tutmam lazım.Tanıştığıma gerçekten çok sevindim’diyerek uzaklaştı.Apartman kapısından girerken tatlı bir tebessümle el sallamıştı…Gökhan dedim kendi kendime…Adı yankılandı binlerce kez aklımda.Sonra yine o göründü sokakta.O tatlı tebessümleriyle oynamaya başladı çocuklarla.Arada sırada kaldırıp başını bana bakıyor gülüyorduk birbirimize.İçimden bir şey dışarı çıkmam için zorluyordu beni.Camı kapatıp asansöre doğru ilerledim.Apartman kapısına geldiğimde merdivenlere oturmuş biraz dinlenmeye çalıştığını gördüm.Gören çocuklar ceren abla deyip koşmaya başlayınca başını çevirdi.Tatlı bakışlarının ardında kimliğimi yitirdim.Çocuklardan biraz müsaade isteyip konuşmaya başladık.Ayaklarımın olmamasına şaşırmamış herhangi bir olumsuz tepki vermemişti.Ve hayatımda ilk defa biri özrümü bana hissettirmemişti.Uzun uzun kendimizden bahsettik.Öğretmendi.Ailesi şehir dışında yaşıyordu.Oda mahalledeki okulumuza tayini çıktığı için burada bir ev aramış ve burayı bulmuştu.Çok tatlı bir sesi vardı.Gülerken beliren gamzesi o çocuksu yüzünü biraz daha bebekleştiriyordu.Hava kararmaya başlamış ve akşam yeli esmeye başlamıştı.takvimler her ne kadar ilkbahar sonlarını işaret etse de esen rüzgar bizi titretmişti.birbirimize iyi akşamlar dileyip ayrıldık.Uzun zamandır aradığım huzur sanki onun gözlerinde ve sesinde saklıydı.Gülüşüyle en saklımda kalanı tutup su yüzüne çıkarıyor sonra hasret kaldığım o çocukluğuma götürüyordu sanki beni.Aylarca sadece o tebessümlerle yetindik.Birbirimizi gördüğümüzde tebessümler ediyor tek bir hece dahi konuşmuyorduk.O bu mahalleye yerleşince sanki renk gelmişti buralara!Kuş seslerini ilk kez duyuyor ilk kez görüyordum sokağı saran o rengarenk çiçekleri.Yaz ortalarıydı.Artık okul dönüşlerinde göremiyordum onu.Sokağa da pek çıkar olmamıştı.Sonra bir gün elinde bir valizle taksiye binmeye hazırlanırken gördüm onu.Yine cama yaklaştı.’ben gidiyorum buralar sana emanet kendine iyi bak olur mu’ dedi ve gitti.Bu gidişin dönüşü var mıydı?Ne zaman gelicekti?Nereye gidiyordu?Günlerce uğramadım cam kenarına!Sabahları hiç çıkmadım yatağımdan.gözlerim tavanda hep o yosun gözlerini izledim.Sesi gülüşü yankılandı kulaklarımda.15 20 gün sonra çocukların ‘Gökhan abi’ diye bağırmasıyla birden kalkmak istedim yatağımdan.Hızlı hareketlerle sandalyeme oturup cam kenarına geçtim.Çocuklarla gülüp biraz konuştuktan sonra cama yaklaştı ‘buraları sana emanet etmemiş miydim ben bak sabah akşam yatmışsın!Çocuklar görmemiş seni camda, perdeleri de açmamışsın…’ ‘ya şey…been…ne biliyim canım istemedi hiç kalkmak sanırım biraz tembellik etmek istedim hocam’ dedim.Tatlı tatlı güldük birbirimize.’iyi bakalım dinlen sen ama bende yol yorgunuyum, evde de pek yiyecek bir şey olduğunu sanmıyorum eğer işin yoksa sana çay içemeye gelebilir miyim!tamam gelirken sıcak poğaçada alıcam olur mu?’ dedi.Tabi diyerek içeri girdim.Yarım yamalak halimle bir şeyler hazırlamaya çalışıyordum.Birden sürekli güldüğümü fark ettim.Niye neye gülüyordum ki?Kapı çaldı.Elimden geldiği kadar hızlı olup kapıyı açtım.Beraber masaya geçtik.Birşeyler yemekten çok fazlasıyla güldük.Saat öğle ortasını geçeli epey olmuştu.’biraz dışarı çıkmaya ne dersin’ dedi ‘bu halimle nereye nasıl gidebilirim ki’ dedim.’ayıp ediyorsun kendine sen evet de gerisi sorun değil’’tamam çıkalım’ dedim.Önce beraber sahile gittik.Denizi görmeyeli yıllar olmuştu.Parklara,alışveriş merkezlerine gittik.Rengarenk kalpli balonlar almıştı bana yarım kalan çocukluğumu tamamlamak istercesine.Sonra bir kitapçıya gittik.Çok büyük bir yerdi.Bana çok severek okuduğu yazarların kitaplarını tavsiye etti.Merak içinde birkaç kitap aldık.Gün batımı yaklaşırken sahile geri döndük.Elimizde simitlerle gün batımını izledik.Sonra birden bir şarkı mırıldanmaya başladı.En sevdiğim şarkıydı bu ve bilmesi imkansızdı.Sessizce ona eşlik ettim.Birden başımızı çevirip gözgöze geldik.Tatlı bir tebessümle devam etti şarkısına.Şarkı bitince esen rüzgar saçlarımı dolamıştı yüzüme.Ellerimle saçlarımın ağından kurtulurken beni izliyordu.Elime aldığım balonlardan birini ona verdim ve esen rüzgarda aynı anda dilek tutup gökyüzüne bıraktık onları…Uzun yıllar sonra tekrar denizi görmüş ve bu kadar çok eğlenmiştim.Yalnızlığımı ve özrümü hiç hissetmemiştim.Gece bu huzur ve mutlulukla uyudum…O günden sonra yine azalmıştı onu görüşlerim.Haftada bir belki hatta hiç görmediğim haftalar bile olmuştu.Bende artık kitaplara vermiştim kendimi.Pek fazla geçmiyordum cam kenarına.Bir gün beni aradı ve önemli bir şeyler konuşmamız gerektiğini söyledi.O akşam dışarı çıktık.İlk defa gülmüyor ve suskundu.İlk defa onu bu kadar ciddi görüyordum.Sözlerinin ardında saklı tutmaya çalıştığı bir şeyler vardı.Sanki bir liste yapmış ama başta yazdıklarının ardında sondakinin görünmesinden korkuyordu.’…belki şimdi neden böyle bir konuşma içinde olduğumuzu neden bu kadar ciddi olduğumu merak ediyorsundur.alışmadığın bir tavırdayım biliyorum.Ceren bak…ne denir nasıl başlanır hiç bilmem.Bilirsin her ne kadar öğretmen olsam da edebiyatla pek aram yok!ya Ceren ben…olmuyor ya!’’Ne anlatmaya çalışyorsun bir anlasam söylemene gerek kalmayacak zaten de,bir türlü anlayamadım.Kendini bu kadar kasma rahat ol yabancı değilim biliyorsun.İnsan arkadaşına karşı biraz rahat olmalı.’’iyi güzel haklısın da söylemem lazım…bak ceren,çocuk değiliz ve beni tanıdığın kadarıyla hevesleriyle hareket eden biri olmadığımı biliyorsundur.’’evet öyle biri değilsin bunu biliyorum,hadi hayırlısı bakalım bu açtığın kapılar nereye çıkacak.’’ceren ben seni ilk gördüğüm andan beri beğeniyorum ve eğer sende kabul edersen hayat arkadaşım olmanı istiyorum!’ dedi bir solukta.Sanki o bunları söylerken ben nefessiz kalıyordum.’şey Gökhan kalksak artık’ dedim.Cevap vermekten kaçarcasına…’Peki ‘dedi suskunluğuyla.O gece gözlerim kapanmadı bir türlü.Camın ardında evini izledim.Cam kenarında oturmuş olduğum yere bakıyordu.Yastığa başım değdiğinde söyledikleri ve o an ki hali yankılandı gözlerimde.Bir kez daha gittim o ana.Günlerce bir haber kaldım ondan.Telefonumu kapattım perdelerimi açmadım.Ciddi bir karar vermem lazımdı.En ufak ayrıntıları bile göz ardı etmeden.Bir hafta sonra perdelerimi açtım.Onun okuldan dönüşünü bekledim perdenin ardında.şişen gözaltı ve yorgun hali takılmıştı gözlerime.hemen perdeyi açıp ona baktım…Umutlarını yitirmiş olmalı ki başını çevirip cama bakmadı.Hemen telefona sarıldım.Telefonumu açtığımda onlarca aramadan sonra tek bir mesaj çekmiş.’bilseydim ki bu isteğim karanlıklara itecek seni,hiç istemeden güneşinle kalmanı dilerdim.özür dilerim sevmeyi beceremedim.’Olduğum yerde çakılmıştım.Hemen onu aradım.Yorgun bir sesle:-efendim…-merhaba,nasılsın?-ceren…ceren sen misin gerçekten?-evet benim yoksa beğenmedin mi?kapatıp yeniden arayım mı uyan diye?-yok şey..ben hiç beklemiyordum,kusura bakma.-farkındayım.bana umut etmeyi öğretirken kendin unutmuşsun sanırım.-galiba haklısın.biraz öyle olmuş.-eğer vaktin varsa beraber bir yemeğe ne dersin?soslu spagetti desem yeter mi?-işte bu süper olur derim.hemen ordayım Deyip kapattı telefonu.Koşa koşa geldi.Gülen yüzüyle.Konuşmayı çok istedik ama bir türlü beceremedik.Başlayamadık.Her konuşmaya niyetlenişimizde gözgöze gelip gülmeye başladık.Zamanla aramızdaki o tuhaf şeyi atlatıp geleceğimize dair planlar yaptık.Karşılıklı beklentilerimizi anlattık.Hemen ailesine haber vericek ve gereken şeyleri yapmaya başlayacaktık.Ertesi gün ailesini aramış.Onları buraya davet etmiş.Tabi onlarda hemen geldiler.Camın ardında onları izliyordum.Sanki olucakları bilirmişcesine bir burukluk vardı içimde.Akşam ailesine açmış durumu.Haliyle tanışmak istemişler.Özrümü kendi engel saymadığı için hiç anlatmamış ailesine.Eve gelip beni onların yanına götürdüğünde ailesinin bana bakışları hem onu hem de beni fazlasıyla yıkmıştı.Aslında ben hazırdım hemen hemen bu duruma.Onlarda haklılardı bir tanecik oğulları tüm hayatını benim gibi bir kötürüm uğruna mı harcıyacaktı.Uzun susuşlar ardında saatleri geçirdik.Gökhan’dan evime gitmek için isteyerek ailesiyle vedalaşıp kapıdan çıktım.Arkamdan oda bindi asansöre.Ailesi ne derse desin vazgeçmeyeceğini onun için hiçbir zaman sorun olmayacağını anlatarak evime kadar eşlik etti bana.Evime girerken anca konuşabilecek gücü toplamıştım kendimde.’ailen haklı.tertemiz bir hayatın var benim gibi bir sakatın peşinde harcama.Seni seviyorum ve hem ilk aşkım hem de son aşkım olarak kalacaksın hayatımda.Ama ne olur sen beni hayatına katma.Aileni üzme.İyi geceler’ diyerek kapıyı kapattım…Gece boyunca ağladım.Onun durumunu da az çok tahmin edebiliyordum.Gece saat 4 buçuk civarı kapım çaldı.Korktum.Kim o? Dediğimde yorgun sesiyle ne olur aç kapıyı benim Gökhan!Sana varlığına ihtiyacım var aç,ne olur beni içeri al dedi.Hemen açtım kapıyı.Kan çanağına dönen gözleriyle sıkıca sarıldı bana.’Kim ne derse desin yokluğunu düşünemem,sen gitme ben bitmeyeyim.Kal benimle bırakma beni ne olur’ diye sayıkladı.Sırılsıklamdı.Demek ki uzun sürede dışarıda yağmurun altında beklemişti.’tamam canım sen nasıl istersen.hep kalıcam seninle’ diyerek içeri geçtik.sakat halimle ona ne verebilirdim ki?Ailesi gerçekten haklıydı.Onu seviyordum ama bu bana onun hayatını karartma hakkını vermiyordu.Islak bedeni halsizliğine yenilmiş uyuya kalmıştı.Bütün gece sayıklayıp durdu.’Gitme ne olur’ diye.Ateşler içindeydi.bütün bir gece başında bekledim.sabaha kadar sıkıca tuttum ellerini.Sabah o uyanmadan küçük bir buse kondurdum o dokunmaya kıyamadığım bebek yüzüne.Bir veda notu bırakıp başucuna çantamı alıp çıktım evden.Şehir dışında bir arkadaşım vardı onu görmeye gidecek biraz uzak kalacaktım buralardan.Aklımda o ilk ve son sarılışı,gülüşü,gözleri ve uyurken ki masumluğu kulaklarımda ise sesi o son sayıklamaları vardı.Çantamdan çıkarttığım resimlere sarıldım doyasıya.Affetmesini istedim beni…Üç ay boyunca ondan habersiz yaşadım.En sonunda üst komşumuz aradı.Biraz konuştuktan sonra onu sordum laf arasında’ o mu?üç aydır gören yok!biz önce seninle beraber sandık ama sonra eve geçip annesine babasına bir şeyler söyleyip gittiğini öğrendik.kimsenin bir haberi yok ailesi de onu bekliyor buralarda.’Ardımdan kayıplara karışmıştı.Nerdeydi?Nerde olduğu değil nasıl olduğu önemliydi.En son bıraktığımda o sabah kan ter içindeydi.Ona bir şey olmasın diye dualar ettim her nefesimde.Bir hafta sonra tekrar aradı komşumuz.’ceren hemen buraya dönmen gerekiyor’’hayırdır abla ne oldu,neden gelmem gerekiyor?’.’canım bak şimdi anlatamam ama gelmen lazım ne kadar çabuk gelirsen o kadar iyi!’’tamam abla hemen gelicem’ diyerek arkadaşıma anlattım durumu.Bu arada ben tedavi görmeye başlamış yavaş yavaş adım atabiliyordum.yürümeyi yeni öğrenen çocuklar gibiydim.Arkadaşımın arabasına atlayıp hemen döndük.Arabadan iner inmez komşular geçmiş olsun dileklerinde bulunmaya başladılar.Herhalde yürümeye başladığım içindir dedim kendi kendime.Üst komşumuza çıkıp ne olduğunu sordum.Gökhan’ın bir hastanede olduğunu,3 aydır beni aradığını ve çok büyük bir kaza geçirdiğini söyledi.Orda donmuş gibiydim.Arkadaşımla hemen bulunduğu hastaneye gittik.Ailesi beni görünce ne yapacaklarını şaşırdılar.Arkadaşımın yardımıyla doktorunun yanına gittim.Durumu öğrendikten sonra yanına girmek için izin istedim.Yanına gittiğimde sıkıca tuttum elini…’ben geldim.Hadi kalk ne olur!bak yanındayım işte.Ne olur affet beni.Hayallerimizi tamamlamaya geldim.Hem bak artık yürüyorum.Hadi uyan ne olur.Çaremdin her şeyde ,çaresiz koyma beni kalk işte hadi.Oyun bozanlık etme ben geldim,tamam sen kazandın ama uyan ne olur!’Akmasın diye gözümden damlalar çok direndim ama beceremedim.Bir kaç gün sonra yoğun bakımdan çıkıp normal odaya aldılar.Yanına ilk girendim.Karşısında beni görünce birden ayağa kalmak istedi.Ama olmadı.Ve bir şeyi bilmiyordu her ne kadar istese de artık kalkamayacaktı.Uzun susuşlar arasında gözlerini izledim.Sımsıkı tuttuk ellerimizi.Birden aklımıza gün batımında söylediğimiz şarkı geldi.Beraber söylemeye başladık.O geçen 3 ayın sorgulamasını yapmamıştık.Sanki hiç ayrı kalmamış gibi konuştuk.Sonra durumunu anlattık ona.Ailesi için büyük bir yıkımdı ama Gökhan için hiçte öyle olmamıştı.Çünkü bunu gerçekten kendisi istemiş.Ben gittikten sonra arkadaşının arabasını alıp yola koyulmuş.İstanbul’un her köşesinde beni aramış,bulamamış.en sonunda son çare Bursa’ya geçmiş.Arkadaşımın yanında olmam ihtimalini düşünerek.Orda da bulamayıp İstanbul’a dönerken ailesinin özrümü engel saydıklarını düşünmüş.Aynı özrün kendisinde de olursa ailesinin bir şey yapamayacağını düşünerek direksiyonu boşa bırakmış.Aslında bir nevi ölüme koşmuş.Bunu duyduğumda çok garip bir hüzün kaplamıştı içimi.Ailesi çok pişmandı.her şeyden ötürü.ama artık onun için ne kadar geç olduğunun farkındaydık.Gökhan bunu hiç düşünmedi bir zamanlar benim ona söylediklerimi o bana söylemeye başlamıştı.Hayatını benimle harcama gibilerinden.bir şeyleri yoluna koyduktan hemen sonra evlendik.Aylarımız sorunsuz bir şekilde geçiyordu.Onun tedavisi için yollar arıyorduk ve sonunda bulduk.İkimiz içinde bir umut ışığı vardı artık.Her ne kadar başarısızlık oranı yüksek olsada bir ameliyata girecekti.Söylenen her olumsuzluğa kulaklarımızı tıkadık.Doktorların başarı oranı çok düşük hatta hiç yok demesine karşı biz pes etmedik.Zor bir durumdu ve bunun için gereken tek şey inancımız ve gücümüzdü.O ameliyata hazırlanırken bir beden olmuştuk.Hayatımızda o ameliyattan sonra yapacakları planlıyor biraz daha umut büyütüyorduk içimizde.18 saat süren bir ameliyat sonucu çıktı ameliyathaneden.Henüz kesin olan hiçbir şey yoktu doktorların söylediğini göre.Oysa bize göre her şey netti!Artık yürüyücekti.Ameliyattan sonra aylarca süren bir fizik tedavisi sonucu yürümeye başladı.Hem mesleğine hem de hayatına tüm gücümüzle devam etti.



Her sevenin sevdiğine ışık olabilmesi dileğiyle…

29 Kasım 2008 Cumartesi

Saklanan, ama bilinen bir dünya

Başkalarına bağımlıysan gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun” diyordu Ramon…..Ve bağımlılığımız ne kadar çoksa o kadar çok kişiye gülümsemek zorunda kalıyoruz .Diyelim ki yürürken yolda…kalabalıkta.. değneğiniz kaydı ya da çarptı birisi size..Kahretsin..!Düştünüz..!Yolun tozuna çamuruna bulandı eliniz yüzünüz.Halbuki ne kadar da dikkatli yürürdünüz …Ama oldu işte..Kahretsin..!Diziniz ezildi, ne çok yandı canınız..belki de kolunuz…Ama ruhun acısından dizin acısını duymaz olursunuz..Hele etraf kalabalıksa.Ahh bi de orada ..!Uzaktan uzağa hoşlandığınız bi kız ya da bi çocuk varsa.Yakında..Civarda..Gördü mü acaba..?Bakmamaya çalışmak o tarafaKonuşulanları duymamaya çalışmak..İnsanlar gelir yanınızaYardım etmek isterler tüm iyi niyetleriyle.İçiniz ağlamaktadır oysaAma yardım etmeye çalışanlara gülümsemek zorundasınızdır.Hele ki ruhunuzun acısı yansısın yüzünüzeOlmadı işte.O mahrem acı asılı kalmalı kirpiklerinizde- Yardım ettik yaranamadık..- Surata bak..sanki biz düşürdük..!- Teşekkür edeceğine..!Amman dostlar sakın böyle yapmayınyardım eden kişinin akşam başını yastığa koyduğundakendini iyi hissetmesine engel olmayın.Bu da onun hakkı.GülümseyinHatta gülümsemenin yanında bi de espri yapın. Size yardım elini uzatanlara karşı şirin,hatta düşüşünüzü umursamaz gözükmeye çalışın.Mesela; ben zaten deşecektim deyin.Hani Nasrettin hoca eşekten düşünce “ben zaten inecektim” demiş ya işte onun gibi.Afferim işte, öğrendin gülümseyerek ağlamayı.Toplum böylesini seviyor biliyorsun. Engelinle barışık olacaksın, sakın kavga etme ammann..!Ayırmaya gelmiyorlar.Yediğin yumrukla tekmeyle kalıyorsun. Ve hep o oluyor kazanan.Diyelim ki..Çocuksunuz dahaOlmuş bi şey işte sakat kalmışsınızYa da öyle doğmuşsunuz…herneyse.Tekerlekli sandalyedesiniz veya koltuk değnekleriniz olmuş yanınızdan hiç ayıramadığınız en iyi arkadaşınız.Bir duvar kenarında ya da bir ağaç gölgesinde seyredersiniz top oynayan yaşıtlarınızı..Gülerek el çırparak.Halbuki o topun peşinde koşamamanın acısıyla içiniz ağlamaktadır.Ama..Lakin..Fakat..Somurtamazsınız, kızamazsınız üzülemezsiniz. zaten o güne kadar içinizin acısını,yüreğinizin burukluğunu yüzünüze yansıtmamayı çoktan öğrenmişsinizdir.Belki de o kadar alışmışsınızdır ki kendinize. Unutmuşsunuzdur ağlamayı.Ağlamaya değer daha güzel daha anlamlı şeylere saklayıp göz yaşlarınızısadece gülümsersiniz yuvarlanan topun ardından.Farkında olmadanDiyelim kigenç bi kızsınOlmuş bi şeyler işte sakat kalmışsınYada öyle doğmuşsun…her neyse..!Davetlisindir.Akraba içinde ya da mahallede birlikte büyüdüğün arkadaşının düğününeBenim hiç düğünüm olmayacak ve hiç gelinliğim diye düşünsen de..Gidersin oynaya güle...Ve..VeSeni iki yüzlü seniiAğlasana doya doya…hemen orada oracıkta.Niye eve gidince yorganı kafana çekip yastığınlaboğmak istiyorsun gırtlağında düğüm olan o sesi.Gülmen lazım.. ve sen ispat etmek zorundasındır ,oradaki herkesten fazla sevindiğini eğlendiğiniAffferim sana..gülümseyerek, hatta gülerek ağlamayı ne güzel becerdin..!Senden beklenen buydu işte.Sakın hissettiğin gibi davranma,yoksa orada bulunanlara zehir edersin şu canım eğlenceyi.Seni kıskanç seniii..!Aaa kardeşlerin de var senin değil mi?Bekarlar mı?Çeyiz alıyorlar mı onlara, çarşıya çıkıldığında?..Ve senin de fikrini soruyorlardır tabii.- Bu nevresim takımı nasıl?İçinizde tarifsiz bir kırgınlıkla..Ve ama..Ve tabii gülümseyerek..Ve belli etmemeye çalışarak kırgınlıkdan doğan umursamazlığınızı;- Çok güzel harika alın bunu mu diyorsunuz?..Ve söyleyin yeni türkü’nün türküsünü;Tak etti canıma bu maskeli baloBu maskeli baloVe onun sahte yüzleriDostlar uymayın siz bana. Sizi anlamazlar şarkıyı anlarlar.- Niye bana da almıyorsunuz..? Demeyin.Canım biliyorsunuz işte, belli senin sebebin.Şu mutlu ortamı bozmanın ne alemi var?Diyelim ki…Olmuş bi şeyler işte doğuştan ya da sonradan..Adalelerinizin kontrolü artık çıkmıştır sizden.Acıkınca yemek yemek kadar doğalsa da bu sindirilenlerin vücuttan atılmasıYine de bin kahır olur bu en doğal olay size.Ahhh bi de kendi kendinizi temizleyip yıkayamayacak kadartüketmişse adaleleriniz gücünü,daha bi ağır gelir yaşamın yükü.Bağımlı olmanın en ağır yüküdür bu ki bunu ancak taşıyanlar bilir.En yakınınız yakınınızdaysa şanslısınızdır.Ama o bu yükü sırtlamak için omuz verdikçe daha bi ağırlaşır.O an hayattan yaşamdan tanrıdan tüm isteğiniz gelip bu yükte düğümlenir.Dersiniz ki her şeyine eyvallah da bu sakatlığın, alışamadım işte buna.Utanıp sıkılırsınız, ufak bi terslikte öfkelenirsiniz ama asıl öfkeniz kendinizedir.O an, en yakınınızdaki en yakınınız değilse, bi bakıcı veya bi hayırsever,bi uzak akraba, işi şakaya espriye boğup gülümsemeye çalışırsınız…İçiniz ağlamaktadır oysa.Hele lavman yapılıyorsa ;Zeki Müren’in “öyle zor, öyle zor ki seni içimden atmak” şarkısını söyleyin mesela.Ben denedim inanın, herkesler güldü o an.Ayyy valla yaaa güldüler inanınVe sonra duşa götürün beni deyinDuşta ağladığı hiç belli olmuyor insanın

17 Ekim 2008 Cuma

ALLAH ASKINA

Kan ile, cân ile, cânân ile…Sen ile, sevgi ile, sevda ile…Âşk ile, hasret ile, muhabbet ile…Bülbüle gülmeyen gül, güle ötmeyen bülbül âşkına…Gökte bir yerlere yetişirmişçesine salınan bulutların, yerde ruhundan koparılan bedenlerin, insanı umutlandıran rüyaların âşkına…Evvel Leyla ile Mecnun, evvel Ferhat ile Şirin, evvel Aslı ile Kerem âşkına…Sonra yağmurla toprağın, sonra arıyla papatyanın, sonra geceyle ayın âşkına…Yaşayıp da kavuşamayan, kavuşup da yaşayamayan, öte yarısını kabristana bırakan, kalbine çoktan beri mühür vurmuş yaralılar âşkına…Gönlünü hayırsıza, gözünü halden anlamayana, sevdasını bir başka bahara bırakanların âşkına…Sevmeyi ayrıcalık, sevilmeyi maharet, sevgisizliği selâmet sayanların âşkına…Ruhları çalınmış, bedenleri satılmış, yüzleri kızarmamış edepsizler âşkına…Âşkı tatmamış, âşka ulaşamamış, âşkı bulamamış, âşktan yana yanmış, âşkla yanmış, âşka yanmış âşıkların âşkına…Sevda rıhtımında dolaşan, Babil’de kanayan, İstanbul’da yaşanan sevda âşkına…Denizle kabaran, rüzgârla salınan, güneşle ısınan sevda âşkına…Toprakta açan, göklerde yağan, insanla buluşan sevda âşkına…Yavuz ile lâl olan, Kanunî ile nakşolan, Fatih ile fetholan sevda âşkına…Âkif ile dillenen, Fazıl ile söylenen, Üstad ile filizlenen sevda âşkına…Hamza ile ağlatan, Mus’ab ile sızlatan, Muhammed ile yakan sevda âşkına…Minber âşkına, mâkber âşkına, peygamber âşkına…Yanmışlar âşkına, yananlar âşkına, yakan âşkına…Allah âşkına…... HAY ...
MAHMUT SAYAR

23 Eylül 2008 Salı

AŞK DUASI


Aşk Duası
RabbimBir insan koy kalbimeAma o insan senin de sevdigin olsun
Ve bana öyle bir insan sevdir ki O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.Beni öyle bir insanla bulustur ki benden önceOnunla bulusmus olan sen olasin
Onunla el ele tutustugumuzda Ikimizin uzerinde Senin elin olsun
Bana öyle gözler göster ki Ben o gözlerden sana bakayim
Bana öyle bir sevgili ver kiO gözler cennete acilan iki pencere olsun
Onunla oyle bir yolda yürüyelim kiKilavuzumuz sen olasin ey Rabbim
Oyle bir sevgili verki bana Ona sarildigimda kainat bize baksin Birbirine sarilsin
Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsinBize bakip seytan Adem'e secde etsin Günah sevap ugruna kendini feda etsin Olüler birer birer uyansin sevgimizle
Bize öyle bir sevgili ver ki Rabbim!Sevgimizde Muhammed sevilsin
Oyle sevelimki birbirimiziHz. Hatice göklerden bize seslensinVe desin ki
"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

6 Eylül 2008 Cumartesi

Biz Spastiklerin Duygusallığı...

EĞİTİM - YAŞAM KALİTESİAslında projeden çok, "TEMEL BROŞÜR" niteliği taşıyan bu çalışma, "YAŞAM KALİTEMİZİ BİRBİRİMİZİ EĞİTEREK YÜKSELTELİM.."ilkesini esas alarak, toplumda ve bilim çevrelerinde gerçek anlamda asla keşfedilmeye çalışılmayan tek özürlü grubunu oluşturan SPASTİKLER'i kısaca tanıtmak, onlarla daha kolay, içten ve verimli iletişim kurulabilmesini, spastiklerin ruh sağlıklarının korunabilmesini ve bu yolla potansiyellerinin gün ışığına çıkarılarak aktif kılınmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.. Konuya ilişkin yayınları bugüne dek, spastik olmayanların kaleme aldığı düşünüldüğünde, böyle bir tasarının ONLARDAN BİRİ tarafından kamuoyuna sunulması büyük onur ve mutluluktur...EĞER BİR GÜN BİR "SPASTİK" İLE KARŞILAŞIRSANIZ...Biz spastikler, beyin ya da sinir sistemi hasarının yol açtığı motor-kontrol yetersizliği nedeniyle hareketlerimizi denetlemekte güçlük çekeriz. Adalelerimizdeki istemsiz kasılma ve hareketler, bize özel bir görünüm verir. Vücudumuzdaki tüm kaslar üzerindeki egemenliğimiz ve bazı koşullarda yutkunma refleksimiz yeterince gelişemediği için toplumdaki genel kanı, zihinsel özürlü olduğumuzdur. Oysa ne kadar farklı görünürsek görünelim, zekamız -istisnalar dışında¬ normal, bazı koşullarda ise normalin de üstündedir...Yine de biz spastikler, zihinsel potansiyelleri en trajik biçimde reddedilen ve geliştirilmeyen tek özürlü grubuyuz. Bunun anlamı, "ÖZÜ REDDETMEKTİR"... Bugüne dek salt fiziksel gelişimimize önem verildiğinden, ZEKAMIZDAN, EN BÜYÜK GÜCÜMÜZDEN UZAK YETİŞTİRİLDİK... Oysa biz spastikler için zeka, "HER ŞEY" demektir... Zihinsel potansiyelimizin açığa çıkarılması salt eğitsel açıdan önem taşımaz, doğal eğilimlerimiz de zekamızı optimum düzeyde kullanabileceğimiz biçimde programlanmıştır. Çünkü en büyük gücümüz odur ve diğer yetersizliklerimizin boşluğunu da ancak o doldurabilir...Günlük yaşamda, bedensel engellerinden kaynaklanan aşağılık kompleksinden kurtulmak için, fiziksel yeteneklerini ön plana çıkararak başarı kazanabildiklerine inanan, kısacası "ÖZÜNÜ REDDEDEN" birçok spastik göreceksiniz. Eğer sizden bunu bekliyorlarsa, onları alkışlayın... Çünkü, mutlu görünseler bile, kendileri için neyin doğru olduğu onlara öğretilmemekte, dolayısıyla da bu yanılgıya kendi özgür seçimleriyle düşmemektedirler...ONLARI ALKIŞLAYIN AMA ONLARLA KONUŞMA FIRSATI BULURSANIZ, ÖZELLİKLE DE SPASTİKLERİN YAŞAMDA BEYİNLERİYLE ÜSTLENEBİLECEKLERİ ÇOK DAHA ÖNEMLİ SORUMLULUKLARININ BULUNDUĞUNU VE FİZİKSEL BAŞARILARDAN DUYACAKLARI MUTLULUĞUN, İNSANLIK YARARINA KULLANILACAK OLAN ZİHİNSEL BOYUTTAKİ SINIRSIZ YARATICILIĞIN GETİRECEĞİ DOYUMUN YANINDA SON DERECE SÖNÜK KALACAĞINI DA FISILDAYIN...Peki, nasıl bir duyumsamadır spastik olmak?Spastik olmak, KENDİ BEYNİNİZLE BİR BAŞKA BEDENİ DENETLEMEYE ve SİZE İTAAT ETMEYEN KASLARI, İTAAT EDİYORLARMIŞÇASINA KULLANMAYA ÇALIŞMAKTIR... Bireyin yaşam kalitesi, toplumla kurduğu ilişkilerle ve toplumun eğitim/bilinç düzeyiyle de yakından bağlantılıdır. Aşağıda, toplumda tanınmaları ve hayat standartlarının yükseltilmesi açısından, spastiklerin duyumsama ve beklentileri dört temel boyutta özetlenmiştir.FİZİKSEL BOYUT● Bizimle göz göze iletişim kurun. Bu, bize güven verecektir... Bakışlarınızı, vücudumuzu incelemek için harcamayın... Gördüğünüz beden tam olarak bizim kontrolümüzde değilken, ruhumuzu, yüreğimizi ve düşünce gücümüzü ona sığdırmaya, onunla bağdaştırmaya çalışmanız, İNSANA ve TANRI'ya yapılmış çok büyük bir haksızlık olur...● Spastikler uyanık kaldıkları sürece, ne yaparlarsa yapsınlar, otururken bile bedenleriyle mücadele etmektedirler. Spastik olmayanların asla anlayamayacakları ve saygı gösterilmesi gereken bu duyumsama, insanüstü bir azim gerektirmektedir...● Hareket stilimiz çoğunlukla kontrolsüz ve serttir. Bu nedenle de yardımla ya da tek başına yürüyebilen, hatta tekerlekli sandalyede oturan spastikler, her an düşecekmiş izlenimi verebilirler. Dengesiz görünümümüze karşın, özgün hareket stilimiz paralelinde kurabildiğimiz denge gerçekten olağanüstüdür...● Burada çok önemli bir konuya değinmeliyim: Bizler felçli değiliz... Yolda karşılaştığınız spastiklere fiziksel olarak yardım etmek istiyorsanız, lütfen bunu önce bize ya da yanımızdaki kişilere sorun. Çünkü denge sistemimiz çok karmaşıktır ve bilinçli yardımla bile onu oldukça zor düzenleriz. Eğer nasıl tutmanız gerektiğini öğrenmeden aniden kolumuza sarılırsanız, kaslarımıza giden bütün iletiler altüst olur... Özellikle de istem dışı hareketlerimiz varsa, birlikte düşmemiz bile olağandır. Bir spastiğe yardım ederken tutuş şeklinizden, tuttuğunuz yere ve sarf edeceğiniz güce kadar, her şey çok önemlidir...● Çok basit şeyler nedeniyle, çok çabuk heyecanlanan insanlarız ve heyecanımız kaslarımıza olan egemenliğimizi azaltır. Yeni tanıştığımız insanlara karşı daha da duyarlıyızdır... Bizimle tanıştığınızda istemsiz hareketlerimiz ve kasılmalarımız nedeniyle tedirgin olmayın. Çekindiğinizi hissedersek, hareketlerimizi tümüyle denetim altına almamız gerektiği hissine kapılıp heyecanlanır ve bunu başaramayınca da kendimizi strese sokarız, dolayısıyla da istemsiz hareketlerimiz ve kasılmalarımız artar. Bize beden dilinizle, "SENDEN UZAKLAŞMAYACAĞIM, ÇÜNKÜ ÖZGÜN HAREKET STİLİNİN BÖYLE OLDUĞUNU BİLİYORUM VE BU BANA DOĞAL GELİYOR..." mesajını verirseniz, sorun kolaylıkla çözümlenir...Sözsüz mesajlarınız nedeniyle "NORMAL BİR KİŞİ" olarak görülmediğimizi ve fiziksel olduğu kadar, düşünsel ve duygusal boyutta da yadırgandığımızı hissettiğimizde ise, paniğe kapılarak inanılmayacak ölçüde gerginleşiriz... Çünkü spastiklere, özürlerini bir "ÖZELLİK" olarak algılamayı ve onu severek benimsemeyi öğreten bir eğitim / rehabilitasyon sistemi henüz kurulmamıştır. Bu nedenle de kendimize olan güvenimiz gelişememektedir.● Kasılma ve istemsiz hareketlerimiz nedeniyle, spastik olmayanların, ağzına kadar dolu bir kabı sakin sakin tutabilmelerini de çok yadırgarız... Hatta bazen, özellikle de elinizde dolu bir çay fincanı varsa, sözcüklerle anlatılamayacak bir duyumsamayla, içimiz boşalır gibi olur. Sanki sizin de kolunuz aniden istemsiz bir hareket yapacak ve sıvıyı yağmur misali her yere yağdıracakmışsınız gibi hissederiz... Bu nedenle elinizde dolu bardak, tabak, sürahi vb. varken lütfen bize çok fazla yaklaşmayın. Ne zaman, nasıl bir hareket yapacağımızı biz bile bilemeyiz ve en büyük endişemiz, BİRİLERİNE ya da BİR ŞEYLERE ZARAR VERMEK'tir...● Biz spastiklerin, istemli olarak yapabildiğimiz hareketler de en az istemsizler kadar bize özeldir... Yapmak istediğimiz her harekette salt gerekli olan kasımızı değil, bütün vücudumuzu kullanırız... İstemli ve istemsiz hareketlerimiz, kasılmalarımız iç içedir; bir kalemi alırken bile bütün bedenimiz hareket halinde ya da yay gibi gerilmiş olabilir...---o---ZİHİNSEL BOYUT● Zekamızın geri olduğuna bedenimize bakarak karar vermeyin... Kafasını dik tutamayan, oturamayan, tükürüğünü yutamayan birçok spastik vardır ve ifade edemeseler de bu insanlar pırıl pırıl bir zekaya sahiptirler...● Sabırlı olun... İletişimimiz ilerledikçe zekamızı fark edeceksiniz; konuşamıyor olsak bile, onu bakışlarımızdan anlayacaksınız...● Genel kanı olarak, zekamızdan kuşku duymayın; kuşku duyarsanız doğal davranamaz, iletişim kalitesini düşürürsünüz... Yanlış eğitim nedeniyle zekamız geri bırakılmış olsa bile, bizler çoğunlukla kafası iyi çalışan insanlarız. Üstelik, gizli kaldığı için, zihinsel potansiyelimiz çok daha yoğundur... Ancak, zihinsel gücümüz yadsınarak eğitildiğimizi unutmayın ve zekamızı tüm boyutlarıyla, ivedilikle ortaya koyabileceğimizi de beklemeyin...● Basit sorularla zekamızı kontrol etmeye çalışmayın... Sahip olduğumuz tek güç çoğunlukla odur. Bu nedenle de düşünse potansiyelimizden kuşkulanılması biz spastiklere büyük acı verir...● Ailemize zihinsel gücümüz hakkında soracağınız soruların yanıtlarına güvenmeyin... Bizler, zekaları görmezlikten gelinen ve potansiyellerinin çok çok altında bırakılan kişileriz... Çünkü spastikleri zihinsel açıdan desteklemek hem çok zevkli, hem de çok zor bir sorumluluktur. İnsanlar bu serüvenden kaçabilmek için sayısız yöntem bulmuşlardır. En geçerli olan kaçış yolu, gizli ya da açıkça zeka özürlü olduğumuzu iddia etmek ve "BAĞIMSIZLIK KAZANDIRMA" kılıfına geçirilmiş bilinçsiz fiziksel rehabilitasyonla, sabahtan akşama kadar bizi hamur gibi yoğurmaktır...PSİKOLOJİK BOYUT● Ailemiz ne kadar büyük "FACİA TABLOLARI" çizerse çizsin, inanmayın... Spastik olmak bir facia değildir. Biz spastikler, özürümüzün yapay olarak kurgulanan "TRAJEDİSİ"nden çok, YAŞAMLA ilgileniriz.Siz de öyle yapın, özürümüzün sebepleriyle sonuçlarından çok, BİZİMLE ilgilenin... Bunu başarabilirseniz, "SPASTİK OLMAK" ile ilgili merak ettiğiniz her şeyi en doğal yoldan ve DOĞRU KAYNAKTAN öğrenebilirsiniz...● İlk kez bir spastikle karşılaşıyorsanız bunu açıkça itiraf edin... Yapmacık ve zorlama davranışlardan kaçının... Karşınızda sadece farklı fiziksel özellikler taşıyan biri var. Bize de herkes gibi davranabilirsiniz...● İletişim kuracağınız ilk özürlü bir spastikse, gerçekten zor durumda kalırsınız. Çünkü bizler gerçekten "FARKLI" görünür, "FARKLI" hareket eder ve "FARKLI" konuşuruz... Yeterince tanınmadığımız için de spastik olmayanlar bizi gördüklerinde paniğe kapılırlar. Bizimle nasıl diyalog kuracağını şaşıran, hatta, hareket stilimiz nedeniyle, akli dengemizin bozuk olduğunu zannederek bizden korkan insanlara rastlarız... Bilgi eksikliğinden kaynaklanan bu tutumları doğal karşılamamız gerekir. Ancak, yetiştirilişimizdeki hatalar nedeniyle kendimize güvenimiz tam olamadığından, toplum tarafından yadırgandığımızda mutsuzluğa kapılabiliriz...● Yılda en az bir kez spastiklerin rehabilite edildiği bir merkeze giderek bizlerle konuşun, bize kitap okuyun, şarkılar söyleyin ve özel dünyalarımızı tüm varlığınızla anlamaya çalışın. Sizin adınıza çok ilginç bir deneyim olacak, bizleri de mutlu edeceksiniz... BİR SPASTİKLE KONUŞMA FIRSATINIZ VARSA, ONU ASLA GERİ ÇEVİRMEYİN...● Bize sürekli olarak hayatın güzelliklerinden bahsetmeye ve moral vermeye çalışmayın. Biz spastiklerdeki yaşama sevinci, karşı karşıya kaldığımız tüm yanlış uygulamalara rağmen öz itibarıyla sarsılamadığına göre, özürlü olmayanlardakinden bile çok daha yoğundur... Gerçek yaşama sevincini görmek istiyorsanız, gözlerimizin içine bakın...● Rahat konuşun, her söylediğinizi ölçüp biçmeyin. Tedirginliğiniz bize de yansıyacaktır. Bizi sadece ve sadece "BİREY" olarak görürseniz, zaten kırılacağımız bir şey söylemezsiniz...● Ailelerimizde çoğunlukla, toplumun biz spastiklere acıdığı yolunda bir saplantı vardır. Çünkü yakınlarımız da bize acırlar, bu nedenle bizler de kendimize acırız... Spastikleri tanımak amacıyla sorduğunuz sorular direkt olarak "ACIMA DUYGUSU"yla özdeşleştirilecektir. Söze girmeden önce mutlaka, "Bilgi sahibi olmak için soruyorum..." şeklinde açıklama yapın. Elbette ki soracağınız sorular da önemlidir... "Özürü doğuştan mı?" demek için insanları yollarından çevirmekle elinize hiçbir şey geçmez... Aslında, hakkımızda öğrenmek istediklerinizi, yani GERÇEK BİZ'i, sadece bizimle iletişim kurarak keşfedebilirsiniz, çünkü ailelerimiz, uzmanların önerileri doğrultusunda, özürümüzle öylesine meşguldürler ki, bizi birer "BİREY" olarak algılayıp adım adım keşfetmeyi unutmuşlardır...● İyi niyetinizden kuşkumuz yok ama aile fertlerimize önerilerde bulunmaktan lütfen dikkatle kaçının... Biz spastikler çok değişik ve riskli temel tutumlarla yetiştirilmekteyiz. Bilmeden getireceğiniz bir öneri, ailemizin diğer fertlerinin ve bizim, zorla bozulmuş olan ruh sağlığımızı ve yaşantımızı bütünüyle altüst edebilir. Özellikle de bilimsellikten uzak önerileri aklınıza bile getirmeyin.● Salt hareketlerimizi denetleyemediğimiz için bizimle duygusal bağ kurmaktan çekinmeyin. Herkes gibi bizim de sevilmeye ve sevmeye ihtiyacımız vardır. Cinselliğin "İNSAN" yaşamındaki önemini ve duygusal olduğu kadar, bedensel gereksinimlerimizin de olacağını yadsımayın... Bizler çıkar gözetmez, sevgiden başka bir şey düşünmez ve yaşadığımız her şeyi çok yoğun yaşarız...SOSYO-KÜLTÜREL BOYUT● Spastiklerin sosyal aktiviteleri salt spor yapmakla sınırlandırılmak istenmektedir. Spastikler için ev ya da rehabilitasyon merkezi dışında yapılan spor, "SOSYALLİK" değil, "KENDİNİ TOPLUMA KANITLAMA SAPLANTISI"nın göstergesidir. Biz spastikler öncelikle en büyük gücümüz olan düşünsel potansiyelimizle aktif konuma gelmeli, sosyalleşmeli, kültürlü olmalı ve "BİR ŞEYLER KANITLAMA"ya zorlanmak yerine, insanlık ve evren adına "ÜRETKEN ve YARATICI" çalışmalara imza atmalıyız...● Değişik olan konuşma stilimizi zor anlamanız çok normaldir... Anlamadığınızda bunu dürüstçe kabullenin ve anlayıncaya kadar uğraşın... Bizi yormamak için anlamış gibi görünmeye çalışmayın... Sezgilerimiz çok güçlüdür, gerçeği kolaylıkla fark eder ve dürüst davranmadığınız için öfkeleniriz. Konuşurken zorlanıyor gibi görünsek bile acı ya da ağrı duymayız. Üstelik, söylediklerimizi yabancıların anlamalarından da büyük keyif alırız.● Bizimle çok yüksek sesle ya da kelimeleri heceleyerek yavaş yavaş konuşmayın. İşitme engelimiz çoğu zaman yoktur, "Anlama özürlü" de değiliz... Eğer biz bağırıyorsak ya da zor ses çıkarıyor gibi davranıyorsak bu, kas koordinasyon güçlüğümüzdendir.● Konuşmaya çalıştığımızı fark ettiğinizde, ne olursa olsun, anlamsız sesler çıkarsak bile, bizi bütün varlığınızla dinleyin ve konuşmaya teşvik edin. Yakınlarımız, "Heyecanlandığımızı" iddia ederek konuşma çabamızı yadsıyabilirler, aldırmayın... Heyecanlandığımız doğrudur, ancak anlatmak istediğimiz fikirler de, göz ardı edilmemesi gereken gerçeklerdendir...● Spastiklerle tanışmadan önce kendinizi SPASTİKLERİ GERÇEKTEN ANLAMAYA yüreklendirirseniz, ne kadar bozuk konuşursak konuşalım bizi anlarsınız... Hatta o zaman, konuşma stilimizin farklı olduğunu bile hissetmeyebilirsiniz...● Konuşma/hareket etme çabamızı ya da aşırı kasıldığımızı ve istemsiz hareketlerimizin arttığını fark ettiğinizde biz spastiklere yapabileceğiniz en büyük yardım, "DERİN BİR SOLUK ALMAMIZI" önermektir. Uyaran olmadıkça çoğunlukla ihmal ettiğimiz bu aktivite bizi çok rahatlatır, gevşetir ve sakinleştirir... Bunun yanı sıra asla bize, "ÇOK KASILIYORSUN, ÇOK HEYECANLISIN..." vb. sözler söylemeyin. Sanki sizi rahatsız ediyormuşuz gibi duyumsayarak paniğe kapılırız ve daha çok gerginleşiriz...● Telefonla bir yeri aradığınızda, ya da sizin telefonunuz çaldığında "FARKLI" konuşan biriyle karşı karşıyasınız... Sizinle alay edildiğini düşünmeden önce arayanın bir spastik olabileceğini aklınıza getirin ve asla kötü söz söylemeyin... Söylediklerini anlamaya çalışın, sürekli "Alo" demekle bir şey kazanmazsınız... Anlamazsanız bile notunuz varsa bırakın. Siz onu anlamıyor olabilirsiniz ama o sizi anlayacaktır... Ayrıca iletişim özgürlüğü, spastiklerin bağımsızlıklarının çok önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Çoğunlukla evde olduğumuz için, telefon aracılığıyla iletişim kurmak en doğal hakkımızdır...● Eğer bir lokantadaysak ve siz de sipariş alacaksanız, listeyi önümüze açık koyun ve ne istediğimizi yanımızdakilere değil, bize sorun, çünkü büyük olasılıkla onlar da bize soracaklardır... Üstelik "DOĞAL" davranmanız bizi mutlu edecektir...● Biz de herkes gibi, kültür faaliyetlerinden ve doyasıya eğlenmekten zevk alırız... Çünkü biz "HASTA" kişiler değiliz, sadece bedenimiz emirlerimize itaat etmiyor. Ailemizin tutumu doğru yönde olduğu sürece özürümüz, yaşantımızı yüksek standartta sürdürmemize engel değildir. Sosyal yaşamda bizimle karşılaştığınızda şaşırmayın...● Spastikler hakkında çok iyi eğitilmesi gereken bir kesim vardır: TRAFİK POLİSLERİ... Bizler çoğunlukla çok zor yürütüldüğümüz ya da hiç yürüyemediğimiz için ulaşımımız bazen kucakta, tekerlekli sandalyede, bazen de sırtta taşınarak sağlanır. Bu nedenle yakınlarımız kullandıkları aracı gideceğimiz yere yakın park etmek zorunda kalırlar. "SPASTİK" terimi bilinmediği için de, bir uyarı koyulsa bile, trafik memurları tarafından ceza yazılır ya da araç çekilir... Konuya ilişkin resmi düzenlemelerden önce, sosyal boyutta bilinçlendirilen trafik polisleri, biz spastiklerin ulaşımı sağlanan araçlara kısa süreli park kolaylığı için imkan tanımalıdırlar.Çalışmamın sonunda, tüm spastikler adına, toplumun her kesimine şu mesajı vermek istiyorum:● BİZ SPASTİKLER İÇİN YAPILAN HER ÇALIŞMAYI ALKIŞLAMAYIN... GENİŞ AÇI DÜŞÜNÜN... EĞER GİRİŞİM "ÖZÜRÜ" DEĞİL, "İNSANI" ESAS ALIYORSA, BİREYİN BİR BÜTÜN OLARAK GELİŞİMİNİ SAĞLAYACAKSA, PSİKO-SOSYO-KÜLTÜREL AÇIDAN SPASTİKLERİ DESTEKLEYEBİLECEK NİTELİKTEYSE, AİLE EĞİTİMİ ÖN PLANDAYSA ve "BİÇİMSEL" DEĞİL, "İŞLEVSEL" İSE, TÜM GÜCÜNÜZLE ONU SAVUNUN VE MÜMKÜNSE DESTEKLEYİP GELİŞTİRİN.● DUYGUSAL, YARDIM İÇİN YA DA "SHOW" AMACIYLA YAPILAN GİRİŞİMLERİ KİM NE DERSE DESİN, BÜTÜN BEYİN, YÜREK VE BEDENİNİZLE REDDEDİN..● BİZ SPASTİKLERİN DUYGUSALLIK YA DA GÖSTERİŞE DEĞİL, ÖNCE İNSAN" İLKESİ PARALELİNDE HER AÇIDAN SAĞLIKLI VE ÖZGÜRCE GELİŞEBİLMEMİZİ SAĞLAYACAK İDEALİST, BİLİNÇLİ, SEVGİ VE SAYGI DOLU HİZMETLERE GEREKSİNİMİMİZ VARDIR..."1997 GARANTİ BANKASI "YARINA 4 IŞIK" PROJE YARIŞMASI" başlıklı bu yazıyı bize ulaştıran Sayın Remziye Örselli'ye teşekkür ederiz.TürkCelilYönetim