12 Temmuz 2010 Pazartesi
Eğitimden mahrum edilen insan
Eğitim bireyin doğumundan ölümüne süregelen bir olgu olduğundan ve politik, sosyal, kültürel ve bireysel boyutları aynı anda içinde bulundurduğundan, tanımının yapılması zor olan bir kavramdır. Bireylerin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir.Kişinin yaşadığı toplum içinde değeri olan , yetenek, tutum ve diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçlerin her şeyi öğrenmek ve kendi hayatını kazanmak için eğitim alırız ve eğitimin aracı sadece kalem, silgi. defter, kitap, değil eğitimin aracı anne baba cevre ve öğretmen olmalı onlarında eğitim almaları çok önemli yoksa eğitimin hiçbir değeri kalmıyor eğitimden mahrum edilen insan sayısı oldukça fazla Türkiye gibi bir ülkede bir çok sebepten dolayı eğitimden mahrum ediliyor kimisi kız çocuğu olduğundan kimisi maddi imkansızlıktan kimi sağlığından dolayı eğitime ara veriliyor eğitimden mahrum ediliyor ve eğitim alamayan kişiler ise tam gelişemediği için öncelikle aileye sonra cevre,ye sonra topluma sonra devlette zararlı birey aile geliyor eğitim bu yönde çok önemli bir araçtır eğitim bir insan için ne kadar önemliyse bunu öğretmenler ana baba ve toplum olarak önemini bilmiyoruz ve anlayamıyoruz ve insanları bu yüzden mahrum ediyoruz ve hayattan koparıyoruz hayattan koparılan bir insan düşünün hayatta ne kadar verimli olabilir? Ve ne kadar barışık olabilir? insanlarla ne kadar iletişim kurabilir? Altının değerini kuyumcular bilir tabiriyle eğitim değerini öğretmenlerin bilmesi gerekiyor günümüze bakıyoruz bir çok öğretmen yeteri kadar eğitime değer vermiyor diye düşünüyorum bir çocuk bir konuda anlamıyorsa çocuğun başka yetenekleriyle ilgilenmiyor ve onu bir çok eğitimden mahrum ediyor anladığı konu olsa bile ve çocuğu engellinden dolayı eğitimden mahrum ediyor veya Ulaşım, Fiziksel Çevre ve Konut sorunundan dolayı diğer çocukların psikolojisi etkilenir düşüncesi oldukça fazla öğretmenlerde engelli insanın psikolojisini düşünen değer veren yok anne ve babası utandığından dolayı mahrum ediyor ailesi çocuğunun muhtaç olduğu için eğitim alamaz düşüncesiyle okula göndermiyor Halbuki bu insanlar eğitimsizlikten dolayı bir çok şeyden eksik yetiştirildiği için muhtaçlar bu insanların en büyük ihtiyaçlarından biri eğitim ve ulaşımdır engellilere ulaşmak için o insanların yapacaklarına inanmaktır ve onlar inandığınız için size o güveni vermek için çabalayacaktır siz eğitimin önemini öğrenirsek bir çok sorundan kurtulacaktır….
DÜŞÜNEN AMA HİÇ BİR ŞEY YAPMAYAN MİLLETİZ.
Keşke senide götürebilsem tatile gezdirmeye düğüne eğlenceye etkinliğe götürmeniz için ne gerekiyorsa yapabilirsiniz her şey sizin elinizde Ellimden gelse sana yardım ederim bir şeyler yapabilirsiniz bir aracı olabilirsiniz Sana Anandan başka kimse bakmaz sana Babandan başka kimse bakmaz sana bacından başka kimse bakmaz bakabilirsiniz evladınızdan farkları yok onlarda insan seni teyzen.den halan,dan yengen,den enişten,den dayın,dan amcan,dan başka kimse düşünmez düşünebilirsiniz düşünme gücünüz zayıf mı düşünmezler dediğiniz insanların düşünme güçleri mi yok tabi düşünen ama bir şey yapmayan bir milletiz ve bunları diyen sahtekarlara sesleniyorum sizinde evladınız sakat topal sağır kör olabilirdi sizinde evladınız geri zekalı olabilirdi hiç düşünüyor,musunuz o Annenin neler çektiğini ne zorluklarla karşılaştığını ne psikolojilerle yaşadığını düşünüyor,musunuz Anne olarak kimseden yardım görmeden evladını hayatta nasıl hazırlasın o kadın akrabası olarak komşusu olarak çevresi olarak düşünüyoruz acıyoruz kadının neler çektiğini düşünmeye çalıştıkça moralinizi bozuluyor öyle değil mi sizde o annelerden biri olabilirdiniz size de acıyabilirlerdi görenler acınızı paylaşmak yerine saçma sapan sorularla canınız sıkılabilirdi hangi Anne evladının okul bittirip Öğretmen, Doktor, Hakim, Memur, Bakan olmasını istemez ki engelli Annesi evladının bir kaşık tutmasını ve yemeği kendi başına yemesini istiyor kimseden yardım gelmiyor ve aile olarak ne yapacaklarını bilmeyen ve engelli bir çocuğa sahip olmanın bedelini ödetemezsiniz kimsenin buna hakkı yok kimse buna bir şey diyemez çünkü herkes kendinden sorumlu Allah onlara ceza vermemiştir eğer öyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü Allah onların öyle olmasını imtihanı kazanmasını istemiştir sizin de engellilerle imtihanınız bu onları kabul etmemeniz Allah’a karşı isyandır hepimiz bu dünya,ya imtihanı kazanmak için geliyoruz eğer biz Allah’ın verdiği her türlü zorluklarla baş edersek ve her şeye razı olursak Allah bize yardımcı olacaktır her kolaylığı olanak verecektir bundan emin olabilirsiniz ve hepinize birer görev düşüyor herkes bir şeyler yapmalı bunu Allah rızası için yapmalısınız size çok kolay geliyor atıp tutmak herkes Ailesi olarak toplumu olarak komşusu olarak bir şeyler yapmalı ve yapabilir mesela bir doktora gittiğinizde ilgi görmediğinizden şikayet ediyorsunuz sizinle ilgilenmesi için çığlık atabiliyorsunuz çığlığınızın duyulması için ellinizden gelen her şeyi yapabiliyorsunuz işte engelli Annesi engelli Babası da sizden bunu bekliyor evet onlara bir dalda siz olun gösterin millet olarak onların yanında olduğunuzu yardımseverliğimizi düşünen olarak değil görevlerimizi yapma çabasıyla her şeyi deneyelim onlar size muhtaç siz onlara muhtaçsınız bende evladımda eşimde babamda annemde halamda teyzemde amcamda dayımda küzenimde böyle sakat kör topal sağır olabilirdi diye herkes düşünüyor ama bir millet olarak onlara engel oluyoruz onlara yaşama sevinci göstermiyoruz onlara fırsat vermiyoruz onları muhtaç olarak görüyoruz onların hayatlarına biz yön veriyoruz yaşamasına sevilmesine engel oluyoruz onlarda bu dünyanın varlığı onlarda bizimle beraber yaşıyor onlarda bizim gibi yaşamak ve farklı oldukları için değil insan olduklarını fark edilmesini istiyorlar hepimiz bir parçayız bu dünyada..
kusur
Allah bizim azalarımıza değil yüreklerimize bakıyor

Evet toplum olarak görünüşe aldanıyoruz ve görünüşe göre birileri hakkında yanlış yorumlar yapıyoruz halbuki düşünmeliyiz,ki bunlar hakkında yorum yapmak ne kadar doğru sadece insanların görünüşüne göre hükümler vermek Allah size yakışıklı güzelleri seçin demiyor çünkü Allah görünüşümüze değil yüreklerimize bakıyor.
Engellilerde Sever
Evet onlarda sever hem de adam gibi sever yalansız onların sevgileri masum ve temizdirler sevdiklerine kötü bir şey olsun istemezler sevdiklerine sevdikleri için sevilmeleri için her türlü kötülüğe katlanırlar onların tek çıkarı sevilmek ve görüntülerine aldanmamaları için her türlü başarıyı kaçırmamaktır çünkü Allah bir bacağı eksik iki kolu eksik yürüyemiyor diye hiçbir şeyden maruz koymamıştır ne ibadetten ne evlilikten ne Annelikten ne Babalıktan ne sevgiden ne de çalışmaktan bunun bir çok örneğini verebilirim mesela Kuran’ı kerimden örnek olarak insanları engelli ya da engelsiz diye kategorize etmez yani İslâm'a göre insanın zenginlik veya fakirliği memur ya da âmir olması şu veya bu renkte olması ya da belli bir dili konuşması bu sakat evlenemez sevemez yapamaz edemez topal kör sağır olması Allah katında üstünlük ölçüsü olarak kabul edilmediği gibi engelli olup olmaması da bir üstünlük sebebi değildir Herkes aynı ölçüde aynı haklara sahiptir nedense biz onların seveceklerine yapabileceklerine inanmayız onlara fırsatlar vermeyiz onları hayallerinden mahrum ettiğimiz gibi geleceğinde biz karar vermeye kalkarız hayatta tutunmalarını bile istemeyiz bazen,de çıkarımız için onlar kullanırız yeri geldiğinde onlarla alay ederiz horlarız dışlarız hatta onların canlarına kıyacak kadar cahilleşiriz böyle oldukça Allah’ın huzurunda çıktığımızda onlarla imtihan olarak ne cevap vereceğinizi çok merak ediyorum…
7 Mayıs 2010 Cuma
SÜS VE GÜZELLİK

"Allah'ım yaradılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir."
"En güzel süs seni insanlarla kaynaştıran, seni onların arasında güzel gösteren, dillerini senden koruyan huylarındır."
"Hiçbir kimse Allah'ın itaatinden daha güzel bir şeyle süslenmemiştir."
"Kişinin en güzel süsü imanla birlikte olan bir huzur ve sükunettir."
"Dinin süsü sabır ve rızadır.
"Dinin süsü akıldır."
"İslam'ın süsü iyilik yapmaktır."
"İmanın süsü adalettir."
"İmanın süsü, içini (ruh ve kalbi) temiz tutmak ve açıkta da güzel amel etmektir."
"İlmin süsü hilim ve tahammüllü olmaktır."
"Hikmetin süsü dünyada zühd ile yaşamaktır. (Dünya sevgisine esir olmamaktır.)"
"İbadetin süsü huşu ile ibadet etmektir."
"Fakirliğin süsü iffetli olmak, zenginliğin süsü şükretmek, belanın süsü sabırdır; soylu soplu olmanın süsü alçak gönüllü olmaktır; aklın süsü edepli olmak, iyilik ve hizmetin süsü minnet etmemektir."
"Kişinin güzelliği hak sözü söylemesidir.
"Muminin güzelliği, takvasıdır."
"Kulun güzelliği, Allah'a ibadet etmesidir."
"Alimin güzelliği, ilmine amel etmesidir."
"İlmin güzelliği, onu yaymaktır."
"Özgür insanın süsü, zillet ve rezaletten kaçmasıdır."
"İyilik yapanın güzelliği, minnet etmemesidir."
"İyi emanetin güzelliği, onu tamamlamaktır."
"Zenginliğin güzelliği, kanaatkar olmaktır."
"Kişinin güzelliği ve karı tahammüllü olmasıdır.
"Arkadaşlığın süsü (arkadaşlarının yanlışlarına karşı) tahammüllü olmaktır."
25 Ocak 2009 Pazar
Her sevenin sevdiğine ışık olabilmesi dileğiyle..

Tüm karanlığımla yine cam kenarındaydım.Büyük bir özenti içinde sokakta koşuşan çocukları izliyordum…İçimde ki en büyük yarım duygulardan biriydi sokakta koşup oynamak!Düşüp dizlerimi yaralamak ,sonra annemin ellerimden tutup ‘bir yerin acıdı mı yavrum’ diye sormasıydı.Ama olmadı.Ne ben koşup düşebildim ne de annem tutabildi ellerimden…20li yaşlara yeni başlamıştım.Ve tüm hayatım cam kenarındaydı!Ötesi olmamıştı…Ne kadar kalkmak istesem de gücüm yetmiyordu cansız ayaklarımı hareket ettirmeye!Tüm direncime karşı yenik düşmüştüm çaresizliğime…Şimdi güneşimi söndürmüş karanlıklara kilitlemiştim kendimi…Bir gün yine cam kenarında otururken bir kamyonet yaklaştı karşı kaldırıma.Boşalan daireye birilerimi tanışınıyordu.Uzun boylu,bir bebek masumiyetinde ki yüzüyle indi arabadan.Eşyaları taşımaları içingörevlilere gerekenleri söyledikten sonra binaya girdi.İçimde bir şeylerin titremeye başladığını hissediyordum.Aldırış etmeden yine tüm monotonluğuyla sokağı izledim.Camın altına yaklaşan çocuklarla paylaştığım birkaç tebessümden sonra bir hüzün çökmüştü kucağıma.Yarım yamalak türküler tutturdum yine kendimce…Sonunu baştan bildiğim hayaller kurdum.Gözlerime yapışan nemleri sildim kazağımın koluyla…Eşyalar bitmiş ve araba çekilmişti yolun karşısından.Araba ayrılır ayrılmaz o göründü apartmanın merdivenlerinde.Yanında oynayan çocukların saçlarını okşadı tüm yorgunluğuna inat.Açık renk pantolonuna değen o çamurlu topa inat bir tebessümle,çocuklarla top oynamaya koyuldu.Gülen yüzü o kadar güzeldi ki…Bembeyaz yüzü kızarmaya başlamıştı.Üzerinde ki tişört sırılsıklam olmuştu.Birden ‘hasta olucaksın istersen içeri gir’ diye bağırmak geldi içimden.Hemen elimle ağzımı kapattım.İçimde kendime öfkeler kustum.Top birden bulunduğum camın altına doğru geldi.Hemen o koştu ,birden o yosun gözlerini dikti gözlerime.’şey bizi izlemek yerine aramıza katılır mısınız?’ dedi iç yakan tebessümüyle.Sanki kurşunlar yağdırdı üzerime.Pencereyi kapatıp gayet asabi bir hareketle perdeyi çektim.Uzun saatler ağladım.Yıllardır alışamadım mahkumu olduğum şu sandalyeye!Sanki dalga geçercesine gelmiş eşlik etmemi istiyor.Şapşal şey ne zannediyor kendini!Ayakları olmayan bir insan nasıl top peşinde koşar ki ,diye geçirdim içimden.Ama bir şeyi düşünmek hiç aklıma gelmedi!O nerden bilecekti ki benim mahkumluğumu…Ertesi gün yine camda yine o karanlıklara beklemedeydim.Akşam üzeri elinde bir çantayla sokağın ucunda göründü.Çocuklar yine sevinçle onu beklemeye koyuldu evinin kapısında.Telefonunu kapatıp çantasına atarken başını olduğum cama doğru çevirdi.Buruk,çekingen ve suçlu bir çocuk edasıyla cama yaklaştı.’dün için özür dilerim.sanırım istemeden bir suç işledim.haddim olmayarak bize eşlik etmenizi istedim.kusuruma bakmayın’ dedi…Gözleri gözlerime değdiğinde dilsiz olmuştum.Ne söylemem gerektiğini idrak edemiyordum.’hayır sizin bir kusurunuz yok.asıl ben özür dilerim sanırım fazlasıyla fevri davrandım.sizin herhangi bir hatanız yok.ben sizden affımı rica ederim!’Tatlı tebessümlerden sonra ‘ben Gökhan’dedi…’ceren’ dedim.Yanında onu bekleyen çocukları göstererek ‘onlara maç sözüm var üzerimi değiştirip sözümü tutmam lazım.Tanıştığıma gerçekten çok sevindim’diyerek uzaklaştı.Apartman kapısından girerken tatlı bir tebessümle el sallamıştı…Gökhan dedim kendi kendime…Adı yankılandı binlerce kez aklımda.Sonra yine o göründü sokakta.O tatlı tebessümleriyle oynamaya başladı çocuklarla.Arada sırada kaldırıp başını bana bakıyor gülüyorduk birbirimize.İçimden bir şey dışarı çıkmam için zorluyordu beni.Camı kapatıp asansöre doğru ilerledim.Apartman kapısına geldiğimde merdivenlere oturmuş biraz dinlenmeye çalıştığını gördüm.Gören çocuklar ceren abla deyip koşmaya başlayınca başını çevirdi.Tatlı bakışlarının ardında kimliğimi yitirdim.Çocuklardan biraz müsaade isteyip konuşmaya başladık.Ayaklarımın olmamasına şaşırmamış herhangi bir olumsuz tepki vermemişti.Ve hayatımda ilk defa biri özrümü bana hissettirmemişti.Uzun uzun kendimizden bahsettik.Öğretmendi.Ailesi şehir dışında yaşıyordu.Oda mahalledeki okulumuza tayini çıktığı için burada bir ev aramış ve burayı bulmuştu.Çok tatlı bir sesi vardı.Gülerken beliren gamzesi o çocuksu yüzünü biraz daha bebekleştiriyordu.Hava kararmaya başlamış ve akşam yeli esmeye başlamıştı.takvimler her ne kadar ilkbahar sonlarını işaret etse de esen rüzgar bizi titretmişti.birbirimize iyi akşamlar dileyip ayrıldık.Uzun zamandır aradığım huzur sanki onun gözlerinde ve sesinde saklıydı.Gülüşüyle en saklımda kalanı tutup su yüzüne çıkarıyor sonra hasret kaldığım o çocukluğuma götürüyordu sanki beni.Aylarca sadece o tebessümlerle yetindik.Birbirimizi gördüğümüzde tebessümler ediyor tek bir hece dahi konuşmuyorduk.O bu mahalleye yerleşince sanki renk gelmişti buralara!Kuş seslerini ilk kez duyuyor ilk kez görüyordum sokağı saran o rengarenk çiçekleri.Yaz ortalarıydı.Artık okul dönüşlerinde göremiyordum onu.Sokağa da pek çıkar olmamıştı.Sonra bir gün elinde bir valizle taksiye binmeye hazırlanırken gördüm onu.Yine cama yaklaştı.’ben gidiyorum buralar sana emanet kendine iyi bak olur mu’ dedi ve gitti.Bu gidişin dönüşü var mıydı?Ne zaman gelicekti?Nereye gidiyordu?Günlerce uğramadım cam kenarına!Sabahları hiç çıkmadım yatağımdan.gözlerim tavanda hep o yosun gözlerini izledim.Sesi gülüşü yankılandı kulaklarımda.15 20 gün sonra çocukların ‘Gökhan abi’ diye bağırmasıyla birden kalkmak istedim yatağımdan.Hızlı hareketlerle sandalyeme oturup cam kenarına geçtim.Çocuklarla gülüp biraz konuştuktan sonra cama yaklaştı ‘buraları sana emanet etmemiş miydim ben bak sabah akşam yatmışsın!Çocuklar görmemiş seni camda, perdeleri de açmamışsın…’ ‘ya şey…been…ne biliyim canım istemedi hiç kalkmak sanırım biraz tembellik etmek istedim hocam’ dedim.Tatlı tatlı güldük birbirimize.’iyi bakalım dinlen sen ama bende yol yorgunuyum, evde de pek yiyecek bir şey olduğunu sanmıyorum eğer işin yoksa sana çay içemeye gelebilir miyim!tamam gelirken sıcak poğaçada alıcam olur mu?’ dedi.Tabi diyerek içeri girdim.Yarım yamalak halimle bir şeyler hazırlamaya çalışıyordum.Birden sürekli güldüğümü fark ettim.Niye neye gülüyordum ki?Kapı çaldı.Elimden geldiği kadar hızlı olup kapıyı açtım.Beraber masaya geçtik.Birşeyler yemekten çok fazlasıyla güldük.Saat öğle ortasını geçeli epey olmuştu.’biraz dışarı çıkmaya ne dersin’ dedi ‘bu halimle nereye nasıl gidebilirim ki’ dedim.’ayıp ediyorsun kendine sen evet de gerisi sorun değil’’tamam çıkalım’ dedim.Önce beraber sahile gittik.Denizi görmeyeli yıllar olmuştu.Parklara,alışveriş merkezlerine gittik.Rengarenk kalpli balonlar almıştı bana yarım kalan çocukluğumu tamamlamak istercesine.Sonra bir kitapçıya gittik.Çok büyük bir yerdi.Bana çok severek okuduğu yazarların kitaplarını tavsiye etti.Merak içinde birkaç kitap aldık.Gün batımı yaklaşırken sahile geri döndük.Elimizde simitlerle gün batımını izledik.Sonra birden bir şarkı mırıldanmaya başladı.En sevdiğim şarkıydı bu ve bilmesi imkansızdı.Sessizce ona eşlik ettim.Birden başımızı çevirip gözgöze geldik.Tatlı bir tebessümle devam etti şarkısına.Şarkı bitince esen rüzgar saçlarımı dolamıştı yüzüme.Ellerimle saçlarımın ağından kurtulurken beni izliyordu.Elime aldığım balonlardan birini ona verdim ve esen rüzgarda aynı anda dilek tutup gökyüzüne bıraktık onları…Uzun yıllar sonra tekrar denizi görmüş ve bu kadar çok eğlenmiştim.Yalnızlığımı ve özrümü hiç hissetmemiştim.Gece bu huzur ve mutlulukla uyudum…O günden sonra yine azalmıştı onu görüşlerim.Haftada bir belki hatta hiç görmediğim haftalar bile olmuştu.Bende artık kitaplara vermiştim kendimi.Pek fazla geçmiyordum cam kenarına.Bir gün beni aradı ve önemli bir şeyler konuşmamız gerektiğini söyledi.O akşam dışarı çıktık.İlk defa gülmüyor ve suskundu.İlk defa onu bu kadar ciddi görüyordum.Sözlerinin ardında saklı tutmaya çalıştığı bir şeyler vardı.Sanki bir liste yapmış ama başta yazdıklarının ardında sondakinin görünmesinden korkuyordu.’…belki şimdi neden böyle bir konuşma içinde olduğumuzu neden bu kadar ciddi olduğumu merak ediyorsundur.alışmadığın bir tavırdayım biliyorum.Ceren bak…ne denir nasıl başlanır hiç bilmem.Bilirsin her ne kadar öğretmen olsam da edebiyatla pek aram yok!ya Ceren ben…olmuyor ya!’’Ne anlatmaya çalışyorsun bir anlasam söylemene gerek kalmayacak zaten de,bir türlü anlayamadım.Kendini bu kadar kasma rahat ol yabancı değilim biliyorsun.İnsan arkadaşına karşı biraz rahat olmalı.’’iyi güzel haklısın da söylemem lazım…bak ceren,çocuk değiliz ve beni tanıdığın kadarıyla hevesleriyle hareket eden biri olmadığımı biliyorsundur.’’evet öyle biri değilsin bunu biliyorum,hadi hayırlısı bakalım bu açtığın kapılar nereye çıkacak.’’ceren ben seni ilk gördüğüm andan beri beğeniyorum ve eğer sende kabul edersen hayat arkadaşım olmanı istiyorum!’ dedi bir solukta.Sanki o bunları söylerken ben nefessiz kalıyordum.’şey Gökhan kalksak artık’ dedim.Cevap vermekten kaçarcasına…’Peki ‘dedi suskunluğuyla.O gece gözlerim kapanmadı bir türlü.Camın ardında evini izledim.Cam kenarında oturmuş olduğum yere bakıyordu.Yastığa başım değdiğinde söyledikleri ve o an ki hali yankılandı gözlerimde.Bir kez daha gittim o ana.Günlerce bir haber kaldım ondan.Telefonumu kapattım perdelerimi açmadım.Ciddi bir karar vermem lazımdı.En ufak ayrıntıları bile göz ardı etmeden.Bir hafta sonra perdelerimi açtım.Onun okuldan dönüşünü bekledim perdenin ardında.şişen gözaltı ve yorgun hali takılmıştı gözlerime.hemen perdeyi açıp ona baktım…Umutlarını yitirmiş olmalı ki başını çevirip cama bakmadı.Hemen telefona sarıldım.Telefonumu açtığımda onlarca aramadan sonra tek bir mesaj çekmiş.’bilseydim ki bu isteğim karanlıklara itecek seni,hiç istemeden güneşinle kalmanı dilerdim.özür dilerim sevmeyi beceremedim.’Olduğum yerde çakılmıştım.Hemen onu aradım.Yorgun bir sesle:-efendim…-merhaba,nasılsın?-ceren…ceren sen misin gerçekten?-evet benim yoksa beğenmedin mi?kapatıp yeniden arayım mı uyan diye?-yok şey..ben hiç beklemiyordum,kusura bakma.-farkındayım.bana umut etmeyi öğretirken kendin unutmuşsun sanırım.-galiba haklısın.biraz öyle olmuş.-eğer vaktin varsa beraber bir yemeğe ne dersin?soslu spagetti desem yeter mi?-işte bu süper olur derim.hemen ordayım Deyip kapattı telefonu.Koşa koşa geldi.Gülen yüzüyle.Konuşmayı çok istedik ama bir türlü beceremedik.Başlayamadık.Her konuşmaya niyetlenişimizde gözgöze gelip gülmeye başladık.Zamanla aramızdaki o tuhaf şeyi atlatıp geleceğimize dair planlar yaptık.Karşılıklı beklentilerimizi anlattık.Hemen ailesine haber vericek ve gereken şeyleri yapmaya başlayacaktık.Ertesi gün ailesini aramış.Onları buraya davet etmiş.Tabi onlarda hemen geldiler.Camın ardında onları izliyordum.Sanki olucakları bilirmişcesine bir burukluk vardı içimde.Akşam ailesine açmış durumu.Haliyle tanışmak istemişler.Özrümü kendi engel saymadığı için hiç anlatmamış ailesine.Eve gelip beni onların yanına götürdüğünde ailesinin bana bakışları hem onu hem de beni fazlasıyla yıkmıştı.Aslında ben hazırdım hemen hemen bu duruma.Onlarda haklılardı bir tanecik oğulları tüm hayatını benim gibi bir kötürüm uğruna mı harcıyacaktı.Uzun susuşlar ardında saatleri geçirdik.Gökhan’dan evime gitmek için isteyerek ailesiyle vedalaşıp kapıdan çıktım.Arkamdan oda bindi asansöre.Ailesi ne derse desin vazgeçmeyeceğini onun için hiçbir zaman sorun olmayacağını anlatarak evime kadar eşlik etti bana.Evime girerken anca konuşabilecek gücü toplamıştım kendimde.’ailen haklı.tertemiz bir hayatın var benim gibi bir sakatın peşinde harcama.Seni seviyorum ve hem ilk aşkım hem de son aşkım olarak kalacaksın hayatımda.Ama ne olur sen beni hayatına katma.Aileni üzme.İyi geceler’ diyerek kapıyı kapattım…Gece boyunca ağladım.Onun durumunu da az çok tahmin edebiliyordum.Gece saat 4 buçuk civarı kapım çaldı.Korktum.Kim o? Dediğimde yorgun sesiyle ne olur aç kapıyı benim Gökhan!Sana varlığına ihtiyacım var aç,ne olur beni içeri al dedi.Hemen açtım kapıyı.Kan çanağına dönen gözleriyle sıkıca sarıldı bana.’Kim ne derse desin yokluğunu düşünemem,sen gitme ben bitmeyeyim.Kal benimle bırakma beni ne olur’ diye sayıkladı.Sırılsıklamdı.Demek ki uzun sürede dışarıda yağmurun altında beklemişti.’tamam canım sen nasıl istersen.hep kalıcam seninle’ diyerek içeri geçtik.sakat halimle ona ne verebilirdim ki?Ailesi gerçekten haklıydı.Onu seviyordum ama bu bana onun hayatını karartma hakkını vermiyordu.Islak bedeni halsizliğine yenilmiş uyuya kalmıştı.Bütün gece sayıklayıp durdu.’Gitme ne olur’ diye.Ateşler içindeydi.bütün bir gece başında bekledim.sabaha kadar sıkıca tuttum ellerini.Sabah o uyanmadan küçük bir buse kondurdum o dokunmaya kıyamadığım bebek yüzüne.Bir veda notu bırakıp başucuna çantamı alıp çıktım evden.Şehir dışında bir arkadaşım vardı onu görmeye gidecek biraz uzak kalacaktım buralardan.Aklımda o ilk ve son sarılışı,gülüşü,gözleri ve uyurken ki masumluğu kulaklarımda ise sesi o son sayıklamaları vardı.Çantamdan çıkarttığım resimlere sarıldım doyasıya.Affetmesini istedim beni…Üç ay boyunca ondan habersiz yaşadım.En sonunda üst komşumuz aradı.Biraz konuştuktan sonra onu sordum laf arasında’ o mu?üç aydır gören yok!biz önce seninle beraber sandık ama sonra eve geçip annesine babasına bir şeyler söyleyip gittiğini öğrendik.kimsenin bir haberi yok ailesi de onu bekliyor buralarda.’Ardımdan kayıplara karışmıştı.Nerdeydi?Nerde olduğu değil nasıl olduğu önemliydi.En son bıraktığımda o sabah kan ter içindeydi.Ona bir şey olmasın diye dualar ettim her nefesimde.Bir hafta sonra tekrar aradı komşumuz.’ceren hemen buraya dönmen gerekiyor’’hayırdır abla ne oldu,neden gelmem gerekiyor?’.’canım bak şimdi anlatamam ama gelmen lazım ne kadar çabuk gelirsen o kadar iyi!’’tamam abla hemen gelicem’ diyerek arkadaşıma anlattım durumu.Bu arada ben tedavi görmeye başlamış yavaş yavaş adım atabiliyordum.yürümeyi yeni öğrenen çocuklar gibiydim.Arkadaşımın arabasına atlayıp hemen döndük.Arabadan iner inmez komşular geçmiş olsun dileklerinde bulunmaya başladılar.Herhalde yürümeye başladığım içindir dedim kendi kendime.Üst komşumuza çıkıp ne olduğunu sordum.Gökhan’ın bir hastanede olduğunu,3 aydır beni aradığını ve çok büyük bir kaza geçirdiğini söyledi.Orda donmuş gibiydim.Arkadaşımla hemen bulunduğu hastaneye gittik.Ailesi beni görünce ne yapacaklarını şaşırdılar.Arkadaşımın yardımıyla doktorunun yanına gittim.Durumu öğrendikten sonra yanına girmek için izin istedim.Yanına gittiğimde sıkıca tuttum elini…’ben geldim.Hadi kalk ne olur!bak yanındayım işte.Ne olur affet beni.Hayallerimizi tamamlamaya geldim.Hem bak artık yürüyorum.Hadi uyan ne olur.Çaremdin her şeyde ,çaresiz koyma beni kalk işte hadi.Oyun bozanlık etme ben geldim,tamam sen kazandın ama uyan ne olur!’Akmasın diye gözümden damlalar çok direndim ama beceremedim.Bir kaç gün sonra yoğun bakımdan çıkıp normal odaya aldılar.Yanına ilk girendim.Karşısında beni görünce birden ayağa kalmak istedi.Ama olmadı.Ve bir şeyi bilmiyordu her ne kadar istese de artık kalkamayacaktı.Uzun susuşlar arasında gözlerini izledim.Sımsıkı tuttuk ellerimizi.Birden aklımıza gün batımında söylediğimiz şarkı geldi.Beraber söylemeye başladık.O geçen 3 ayın sorgulamasını yapmamıştık.Sanki hiç ayrı kalmamış gibi konuştuk.Sonra durumunu anlattık ona.Ailesi için büyük bir yıkımdı ama Gökhan için hiçte öyle olmamıştı.Çünkü bunu gerçekten kendisi istemiş.Ben gittikten sonra arkadaşının arabasını alıp yola koyulmuş.İstanbul’un her köşesinde beni aramış,bulamamış.en sonunda son çare Bursa’ya geçmiş.Arkadaşımın yanında olmam ihtimalini düşünerek.Orda da bulamayıp İstanbul’a dönerken ailesinin özrümü engel saydıklarını düşünmüş.Aynı özrün kendisinde de olursa ailesinin bir şey yapamayacağını düşünerek direksiyonu boşa bırakmış.Aslında bir nevi ölüme koşmuş.Bunu duyduğumda çok garip bir hüzün kaplamıştı içimi.Ailesi çok pişmandı.her şeyden ötürü.ama artık onun için ne kadar geç olduğunun farkındaydık.Gökhan bunu hiç düşünmedi bir zamanlar benim ona söylediklerimi o bana söylemeye başlamıştı.Hayatını benimle harcama gibilerinden.bir şeyleri yoluna koyduktan hemen sonra evlendik.Aylarımız sorunsuz bir şekilde geçiyordu.Onun tedavisi için yollar arıyorduk ve sonunda bulduk.İkimiz içinde bir umut ışığı vardı artık.Her ne kadar başarısızlık oranı yüksek olsada bir ameliyata girecekti.Söylenen her olumsuzluğa kulaklarımızı tıkadık.Doktorların başarı oranı çok düşük hatta hiç yok demesine karşı biz pes etmedik.Zor bir durumdu ve bunun için gereken tek şey inancımız ve gücümüzdü.O ameliyata hazırlanırken bir beden olmuştuk.Hayatımızda o ameliyattan sonra yapacakları planlıyor biraz daha umut büyütüyorduk içimizde.18 saat süren bir ameliyat sonucu çıktı ameliyathaneden.Henüz kesin olan hiçbir şey yoktu doktorların söylediğini göre.Oysa bize göre her şey netti!Artık yürüyücekti.Ameliyattan sonra aylarca süren bir fizik tedavisi sonucu yürümeye başladı.Hem mesleğine hem de hayatına tüm gücümüzle devam etti.
Her sevenin sevdiğine ışık olabilmesi dileğiyle…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)